31 Mayıs 2013 Cuma

Edebiyat beklentiler üzerine kurulmamalı!

Beklentiler üzerine yaratılan edebiyat, var olan gereksinime göre belirlenen metin sadece zamanın ruhuna ve dünyasına hitap eder.

Edebiyat beklentiler üzerine kurulmamalı!
Parmaklarımın gezindiği tuşların sesinin, bilgisayar klavyesinden değil de külüstür bir daktilodan çıkmasını isterdim. Hatta istemişken birkaç roman yazmış olanına mümkünse başyapıt çıkarmış olanına dokunmuş olmak güzel olurdu. O zaman böyle plastik plastik gelmezdi ses. Akustik müziğin yansıtacağı ayrıcalık kadar kıymetli gelirdi kulağa ve aman ritim bozulmasın diye, ellerimin durmaması için dua ederdim içimden. Zaman zaman aynı hissiyatı kurşun kalemlerden almaya çalışıyorum. Kurşun ucun, kâğıt üzerine bıraktığı kaygan nağmesinden içimde bir şarkı tutturuyorum. Yazıyla birlikte gittiği yere kadar gidiyor şarkı.
Bırakmak lazım. Salmak lazım. Akışa kaptırmak lazım. Hiçbir şeyi, hiç kimseyi beklemeden zamana akmak lazım. Böyle hissederek yaşamaya çalışmak, kendimce önemli bir keşifti. Kendim gibi olabilmek için beklentisiz bir yaşam sürmek. Yaptığım ölçüde içimde bir rahatlama, bir hafifleme hatta kendimi sevebilme şekline ulaşıyorum. El yordamı, göz kararıyla tabii. Öyle birden olmuyor. Bu kıvama gelmek için, ömrün elveriyorsa,  kırk beş yıl beklemek gerekiyor. Bu rahatlığa ulaşamadan gidenler için üzülüyorum.
Her yerden, herkesten bir şeyler için medet umarak yaşarken bunu hissetmek zor. En azından ben oğluma sırtını anasına-babasına dayadığı gerçeğini şu an için anlatmaya çalışsam da beceremiyorum. Anlaması için sağlam yirmi dokuz yıla ihtiyacı var. Allah’tan, evrenden, eşten-dosttan, taştan-topraktan bekleyerek yaşamaya devam ediyoruz. Çok mu klişe yazdım. Değil aslında. En yaratıcı değil belki ama en sade anlatış şekli bu. Beklentilerimiz, gerek düşüncelerimizin içinde, gerek hayallerimizde en fazla yeri işgal ediyorlar. Gerçekleşebilmek için, emeğimizden, zamanımızdan faydalanıyorlar. Aslında ne olduğumuzu, kim olduğumuzu umursamadan, -mış gibi yapan egomuzu mutlu edebilmek için beklentiler ağının tüm dokularımıza yapış yapış sarmasına izin veriyoruz.

Olduğumuzu sandığımız yalan, olduğu kadarımız gerçek
İnsanın kendi olması zordur. Belki de şöyle söylemek daha anlaşılır: Kişinin kendisini olduğu gibi yansıtması zordur. Ne olmak istiyorsak onun rolünü biçiyoruz kendimize. Beklentilerimizin karşılığını alabilmek için annemizin en sevdiği kızı rolü oynuyoruz, etrafa model olmak için en iyi anne-baba ya da en iyi bir şey işte. Hep o en iyi bir şey olmanın peşine düşüyoruz. Olduğumuzu sandığımız yalan, olduğu kadarımız gerçek. Nasıl bir kovalamacadır ki,  yaşamı ıskalıyoruz. (Bak işte bu paragraf çok klişe oldu, çünkü köşe yazarlarına öykünerek, bir şey olayım derdine düşerek yazdım.) (Buraya gülen yüz koyalım mı?)
Bu hafta Öykü Uygulama Atölyesinde Sema Kaygusuz’un Aşkar adlı öyküsünü okuyup nasıl bir yol aldığına bakarken beklentinin, insanları iflah olmaz sınırların içinde yaşattığını, yozlaştırdığını ve hatta standartlaştırıp elindeki yaratıcılık güçlerini elinden aldığını düşündüm. Buna, bir yazarın, nasıl yazdığı, ne şartlar altında yazmak istediğine dair edindiğim iç dökmelerden geldim. Alessandro Baricco’nun Mr.Gwyn’nini okudunuz mu? Yazmaya niyetiniz varsa, eyleme geçmeden önce bence mutlaka okuyun.

Beklentilerden arınmak lazım
Kitapları yayımlanan, iyi okunan bir yazar bir gün her şeyi bir kenara bırakıp ( Philip Roth örneğinde olduğu gibi) kurmaca yazmayı bırakabilir mi? Bırakırsa bunu neden yapar? Yazar egosu bazen taşınmayacak ölçüde ağırlaşabilir, editörler eskisinden daha çekilmez görünebilir, yayınevleri yazmak istediklerimizin çok dışında taleplerde bulunarak kimliğimizi zorlayabilir, etraf, patron ya da eş yazdıklarımızdan ne kadar memnun, memnuniyetlerini ne tür beklentiler belirliyor… çok uzar bu liste. Adamı yazmaktan soğutur icabında. Yazmaktan soğutur ama anlatmaktan vazgeçiremez. İçinde gerçek yazar tozu taşıyanlar aslında anlatıcılardır. Mr. Gwyn yazarlığın kendisi için dayanılmaz bir meslek olduğunu anlaması yıllar almıştı. Roman, bu mesleğe sahip olmadan yaşamanın kolay olmadığı zamanları anlatıyor. Ve okuyucu görüyor Gwyn’in meselesinin aslında, yazarlık mesleğine sahip olmak ya da olmamak olduğunu. Çünkü kurmaca yapmadan da insanlar anlatma yolunu bulabilmeli. Ünlü ismini tarihe gömüp takma bir adla romanını çıkarabilme cesaretine kaç yazar ulaşır? Mr. Gwyn onlardan biri. Anlatıcılar sırf anlatma ihtiyacından dolayı yazarlar. Bu ihtiyaç onları iyi yazar yapar. Elinde kalem kağıt olmasa da hikayeleri anlatacak bir yer mutlaka bulurlar, bulamadıklarında Sait Faik gibi “Yazmasam ölürdüm” derler. Sait Faik’i bu noktaya getiren şeyin hep içinde susturamadığı anlatma ihtiyacı olduğunu düşünürüm. Anlatıcıların tek meseleleri vardır, anlatacaklarını paylaşmak. Bu yüzden ki yazar kimlikleri anlatacaklarının hep gerisinde kalır, bu yüzdendir ki isimlerini hiçe sayarlar. Varsa yoksa hikâyeleri ve kahramanlarından ibarettir hayat. Kendilerine değil anlatıcılarına ve kaynaklarına kıymet verirler. Hal böyle olunca da tek beklentileri kalır, hayatın ona vaat ettikleri. Koşulsuz kabul ederler kendilerine sunulanı. Önce hikâyeyi yaşarlar sonra yaşatmak için öyküleştirirler. Bu yüzden yeri hiç dolmaz Abasıyanık’ın, Esendal’ın. Vus’at O Bener’in , Firuzan’ın, Yusuf Atılgan’ın…

Yazar metnini beklentiler üzerine kurmamalı!
Bunu yaptığımız zaman hem yazar hem okura zarar veriyoruz. Beklentiler üzerine yaratılan edebiyat, var olan gereksinime göre belirlenen metin sadece zamanın ruhuna ve dünyasına hitap eder. Hâlbuki edebiyat, ihtiyaç üstü bir şey olmalı, zamansız olmalı. Yazarın hayalini kurduğu dünyayı yaratabilmesi ve bunu gerçek kadar inandırıcı algılatabilmesi için sadece iç sesini dinlemesi şart.
Yazar metnini beklentiler üzerine kurmamalı. Ne doğu ne batı umurunda olmalı. Hatta yeri geldiğinde yaşadığı gezegeni unutmalı. Yaratmalı kendini sınırlayacak şartlar olmadan. İçindeki editörlere kulak asmadan yazmalı. Evet sadece yazmalı yazar, anlatmak için yazmalı.
Özlem Kiper

5 yorum:

  1. Bu yazıyı okuduğuma memnunum.

    YanıtlaSil
  2. Harika alınacak çok şey var..

    YanıtlaSil
  3. ben Mürvet ablan
    seni burda buldum canım biraz acemiyim ama senin bu yönünü gördüğüme çok memnun oldum yazıların ve düşüncelerin mükemmel seni kutlarım

    YanıtlaSil
  4. Merhaba,
    Almak isteyene çok şey sunan bir anlatım... Açık, anlaşılır ve sade bir dil kullanılarak yazılmasına karşın ben kendi şahsıma örneklemelerden kendime bir dizi gizemli çıkarımlar yaptım. Her okuyan kişi kendisine uygun bir yol bulabilir naçizane düşüncem bu yönde oluştu. Elinize, yüreğinize sağlık. Cömert paylaşımınız için teşekkürler ediyorum...

    YanıtlaSil

BlogOkulu Gadgets